9 Ekim 2012 Salı

NOVELLA // E/P

TRACK 03 / DON'T BELIEVE AYN RAND NOVELLA // FULL ALBUM

TOY // TOY

TOY / TRAILER TRACK 04 / LOSE MY WAY

4 Ekim 2012 Perşembe

25 Eylül 2012 Salı

HOLY WAVE // THE EVIL HAS LANDED

TRACK 01 / ALBUQUERQUE FREAKOUT FULL ALBUM / THE EVIL HAS LANDED

WALL OF DEATH // MAIN OBSESSION

TRACK 06 / MARBLE BLUES FULL ALBUM / MAIN OBSESSION

24 Eylül 2012 Pazartesi

PEAKING LIGHTS // LUCIFER / TRIP-HOP-PSYCH-POP

TRACK 02 / BEAUTIFUL SON

ALLAH LAS // ALLAH LAS / 2012

TRACK 03 / BUSMAN'S HOLIDAY TRACK 08 / ELA NAVEGA

26 Temmuz 2012 Perşembe

Tiga Lilly / All I Know & Friends or Lovers?



Henüz albüm çalışması bulunmayan Tiga Lilly, İngiltere'de psychedelic müziğin başını çekecek en genç müzisyenlerden biridir. Kulağa tanıdık gelen bir çok çalışması, iyi niyet ve sıkı takibin sonunda gerçekleşen bir koleksiyon gibidir.


Tiga Lilly / All I Know


Tiga Lilly / Friends or Lovers?

TAME IMPALA // ELEPHANT



Tame Impala kulak sporuna davet etmeye devam ediyor. Alışık olmadığımız bir psychedelic müziğin bu denli melankolik olmasına şaşırmamak lazım: Bir hafta önce Apocalypse Dreams ile 8 Ekim'de çıkacak olan Lonerism albümü hakkında fikir veren parça, bu sefer ikinci single parçası Elephant ile kafamızı iyice karıştırdı.

Tame Impala / Elephant


Şarkı kendi içinde sekanslara ayrılmış ritmik patlamalarla ilerliyor. Parçayı dinlemek uzayda yaramazlık yapmaya benziyor: Girmemeniz gereken yerlere giriyorsunuz, hızına dahil olamayacağınız uzun ve ince küçük kara deliklerin arasından ilerliyorsunuz. Türbulans etkisi, midenizde hissettiğiniz boşluğu tamamlıyor. Başlangıç ve bitiş noktası olmayan org derinliği, girmiş olduğunuz deliğin içinde istemediğiniz kadar kaybolma lüksünü sağlıyor. Peş peşe birbirini yutan gezegencikler, kozmik çatallaşmasını sese tercüme ediyor ve bugünkü psychedelic müziğin son halini sunuyor.

31 Mayıs 2012 Perşembe

5 Mayıs 2012 Cumartesi

Ty Segall & White Fence / Hair



Ty Segall’ı ‘psychedelic müziğin mühendisi’ olarak tanıdık: Genç yaşta sahnede kendini kaybetmesini öğrendi, yaptığı işin arkasında durdu ve bir noktadan sonra ne yaparsa yapsın, bir şekilde garip bir kabul ile dinleyicisine derdini anlatabilen bir tutumla yükseldi. Belirli bir grupla uzun vadede çalışamadı, psych ve garage müziğine gönül vermiş lokal gruplarla albüm çıkardı, onlarla turnelere çıktı ve ismi hiç ama hiç değişmedi.

Ty Segall & White Fence / (I Can't) Get Around You


Günün sonunda onlardan ayrılmak, eve gitmek ve başka bir proje için başkalarıyla görüşmek vardı. Aynı zamanda, White Fence grubunun vokali Tim Presley, rock dünyasında sakin ve acelesi olmayan bir müziğin halen dinlenebilir olduğunu göstermesiyle uzun, çetrefilli ama sonunda meyvesi tatlı olan bir kariyerin çizgisinde ilerledi ve karşılığını tuhaf gruplarla çalarken buldu. Bu heyecanlı bir şeydi, kafamızda oturtamadığımız insanların aynı sahnede neler yapacağını izlemek, beklenti unsurunun başlı başına müziği takip etmek için yeterli bir neden olduğunu hatırladık.

Ty Segall ve Tim Presley birbirinden tamamen zıt iki müzisyen, ama psychedelic ve garage müzikte buluşuyorlar. Onları bu güne kadar belirli bir akımın içine oturtamamış olmamız normal değil, zira birbirine 60’lar ve psychedelia ile bağlanan kuvvetli ve inandırıcı bir müziğin neden kulağa tuhaf geldiğini anlamak zordu. Açılış parçası ‘Time’, folk-rock akımının ‘güvenli bölgesinde’ ilerlerken kafamıza bir sürü isim takılıyor, şunun girişi şuna benzemiş, bunun solosu buna gönderme olmuş derken, keskin bir dönüşle aslında hiçbirini dinlemediğimizi anlıyoruz. Tabanı önceki kuşaklara bağlı albümlere yapılan en büyük eleştiri, ‘’satılır’’ diye dandik zaman makinasına bağlı grupları görmek ve saymaktan geçerdi. Ancak ‘Hair’ albümü bu eleştiriyi kırıyor: Sürpriz içinde sürpriz barındıran iki farklı müzisyen istedikleri müziği birleştiriyor ve ortaya akım içine oturtamadığımız, ancak belirli referanslar doğrultusunda fikir edinebileceğimiz bir albüm çıkarıyor.

29 Nisan 2012 Pazar

Radio Moscow için hazır mısın? / 30 Nisan Garajistanbul

2003’te vokal Parker Griggs tarafından bir solo projesi olarak başlayan ve eski ismiyle ‘Garbage Composal’ olarak sahneye çıkan topluluk, 2007 senesine kadar verdikleri büyük emeklerinin karşılığını yeni yeni almaktadır. Şimdiki müziklerine göre daha amatör, teşhirci ve ahlaka mugayir bir profil çizen Radio Moscow, kuşkusuz 2007’de çıkardıkları ilk albüm olan ‘Self-Titled Album’ ile tanındı. Duo grubu The Black Keys’dan bildiğimiz Dan Auerbach 2007’deki albümlerinin prodüksyonluğunu yapmış ve bir süre alt grup olarak ikiliyle turneye çıkmıştır. Beklenileninden daha çok ses getiren albüm önceden kestirilemeyen tempo değişimleri, blues tabanlı deneysel ‘garage’ müziği ve cümbüşlü bir psychedelic geleneğinin iyi niyetli adamları olarak dokuz sene sonra, Garajistanbul’da gerçekleşecek olan İstanbul ayağı için 30 Nisan’da konser verecek.

Frustrating Sound / 2007


Şu anki beraberlik halen gitar ve vokalde Parker Griggs, bass gitarda Billy Ellsworth ve davulda Lonnie Blanton ile devam ediyor. Black Keys ile olan yakınlığıyla bilinen grup, Alive Naturalsounds Records ile imzaladıkları sözleşme ve müzik haritalarında korkmadan gerçekleştirdikleri radikal değişimleri sayesinde uzun vadede alt grup olarak başlayıp kendi alanlarında istedikleri gibi oynamaya başlayan nadir gruplardan bir tanesi olma yolundadır. İlk zamanlarından bambaşka bir çizgide ilerleyen Radio Moscow, zaman geçtikçe 70’lerin içine giriyor ve The Allman Brothers, Ram Jam ve Blue Cheer gibi maskülen ‘cock rock’ / ‘power trio’ tercihlerini yapıyor. Dördüncü albümleri ‘3&3 Quarters’ın 2012’nin ilerleyen zamanlarında çıkacağını belirten üçlü, kuşkusuz kaçırılmaması gereken bir canlı performans sergileyecek.

The Spyrals / The Spyrals / 2012



Harici bir müzik akımın merkezinde yer alan veya Pitchfork sitesinin son senede tanıttığı çoğu grubun ekseninden ‘’dışarıda kalmış’’ olan The Spyrals, henüz geçen ay kendi grup ismiyle çıkardığı ilk albüm sarhoşluk ve uzay arasında gidip gelen bir yolculuğun en tatlı ve basit tınılarını sergiliyor. Fikir ve niyet ortada: Boğuk yaygara tınıları, mağaraların en dip köşelerinden kararsız ve keyfi vokallerle seslenen, birden çok görsel malzemeyi bir asit banyosu festivaline döndüren ve belki de her şeyin bir şekilde 60’lara duyulan özleme giden kapıya gittiğini gösteren The Spyrals, yaşamadığımız ve deneyimlemediğimiz bir dönemin müziğini ne kadar inandırıcı bir şekilde tanıtmakla başlıyor macerasına.

Spyrals topluluğun ‘’synth’’ ve elektrik merakı, canlı performanslarda istenilen etkiyi göstermese de, saf adrenalin ve saldırgan vokallerle birbirine bağlanan bir psychedelic müziğin iyi yapıldığı takdirde ne kadar iyi sonuçlar verdiğini gösteriyor: Radyasyon çılgınlığı zifiri karanlık çukuruna batmış gece kulüplerindeki yeşil neon ışıklarıyla zaman geçiredursun, ‘’Trying To Please’’ bizi zaman yolculuğuna davet ederek ‘ne kadar basit o kadar zor!’ gerçeğini bir kez daha kanıtlıyor.

San Francisco’lu topluluk müzik kariyerlerinin cicim aylarını geçiriyor: Kuvvetli Iggy Pop / The Stooges / shoegaze üçgeninde vakit geçiren The Spyrals, Teksaslı topluluk Moon Duo ve Wooden Shijps grubuyla alçak tavanlı gece kulüplerinde çalmak üzere turneye çıkmak üzere. ‘’Evil Kind’’ ve ‘’Long Road Out’’ parçalarında folk janrından yanak almayı unutmayan topluluk, kendi yolunda gitmekten korkmayan, tatlı-sert, aydınlık-karanlık arasında gel-git yaşayan dalgaların en yeni halini sergiliyor.

19 Nisan 2012 Perşembe

Alabama Shakes / Boys & Girls



Londralı plak şirketi Rough Trades şaşırtmaya devam ediyor. Tanıtımlarda çekinmeden dükkanını müşterilerine açarak son zamanlarda çıkışa geçen grupları izleme fırsatı veren şirket, son olarak birbirine blues, rock ve soul ile bağlanan ve ‘’demode’’ olarak görülen Alabama kökenli müziğin hala dinlenilebilir olduğunu kanıtlayan Alabama Shakes, geçen hafta ( 9 Nisan ) ilk albümlerini piyasalara sürdü. Albüm, beklenildiği gibi alçakgönüllü bir şekilde ‘’iyi’’ olarak değerlendirildi ve NME listelerinde henüz ilk haftadan TOP 5’e girmeyi başardı.



Henüz üç sene önce resmi bir şekilde grubu başlatan dörtlü, kısa zamanda müzik haritasını dinleyicisine tanıtarak aslında çok zor olmayan, ayaküstü dinlenebilir ve hatta radyoda kulağa daha bile iyi gelebilen bir albümün ipuçlarını vermişti. Kendilerini Seattle radyosunda sık sık dinleme fırsatı bulduğumuzda şaşırmıştık: Kendi halinde görünen ve orta okul sıralarından tanışan Alabama Shakes, güney bazlı rock müziğin kolaylıkla halen takip edildiğini gösterdi. ‘’Hold On’’ ve ‘’I Found You’’parçalarını albüm çıkmadan evvel dinlemiş ve kısa zamanda dikkatleri üzerine çekmişti.

10 Nisan 2012 Salı

Replikas / Biz Burada Yok İken



Aya Bak Yıldıza Bak parçasını ilk defa dinlediğimde Peyote’deydim, aşağı yukarı herkes sarhoştu ve loş ışıklar yüzünden insanlar suratlarını çok iyi seçemiyordu. Hatırladığım tek şey, aşırı kalabalık ve parçanın başlamasıyla başlayan suskunluktu. Aradan birkaç sene geçti ve İstanbul ANAPOP ile tanıştı. Çoğu insanın hala ‘’Kalkın gidin evliler, buralar bekar yeridir’’ demesi içimi rahatlatıyor.

Derdiyoklar İkilisi düğün gösterisinden sonra ilk defa canlı olarak izlendi, Erol Büyükburç’un bardak kırmaktan daha önemli bir adam olduğu farkedildi, Kabus Kerim ‘gurbet acısı’ istikametiyle İstanbul’da daha sık dinlenmeye başlandı ve Kurtalan Ekspres bütün şölenin geri kalan teferruatını sahnede tamamladı. Özel bir geceydi. Anadolu Pop, otobüsle gidilen gece yolculuklarında verilen sessiz çorba molalarına benziyordu: Alçakgönüllü, kendi başına ve geri dönüşü korkutucu derecede eğlenceli...

Biz Burada Yok İken albümü kuşkusuz raflarda yerini alması gereken mühim ve eğlenceli bir albümdür. Henüz albümü dinlemeden ve sabırla ne zaman çıkacak? sorusunu sorarken bile, albümün aşağı yukarı nasıl olacağını biliyorduk. Başka deyişle, ne hayal kırıklığı ne de bir sürpriz bekledik, sadece Replikas’ın bir an önce albümü çıkarmasını bekledik. Son senelerde Anapop çatısı altında canlı performanslarını sürdüren Replikas’ın şu anda bu konuda bayrağı elinde tuttuğu aşikardır, icra edilen müzik ve Anadolu pop birbirini sevdi ve Replikas bunu başarıyla yeni kuşaklara tanıttı, en önemlisi budur.

Anadolu Pop müziğini seversiniz sevmezsiniz, mesele bu değil: Her dönemde ismini sağlam yerlere yazdıran Rock / Pop gruplarının kendilerinden önceki kuşakların yaptığı müziği alıp kendi yorumlamalarıyla çalıp çıkış elde eden sayısız örnek var. Erkin Koray, Barış Manço, Cem Karaca ve Timur Selçuk Orkestrası gibi toplulukların parçalarını bilen / bilmeyen bir kuşağa Replikas çatısı altında dinletebilmek, belki de bu albümün diğer albümlerden başka bir yere konulması için öncü gerekçedir. Şahsen ben de, bir sonraki albümlerini Biz Burada Yok İken’den daha çok merak ediyorum, çünkü yorumlamak / okumak başka bir şey, icra etmek bambaşka bir şey.

Gece Kadar Rahatsız Etmiyor ve Deli Halayı gibi parçaları bu albümde beklememek, Replikas’ın bir süreliğine Anapop çatısı altında devam edeceğini söylüyor gibidir. Bu bir akım değil, Türkiye’de sevilip takip edilen bir grubun 60’larda yer edinen Anadolu pop parçalarını ‘bugün’ çalmakla ilgilidir ve ötesinde söylenecek başka bir şey yoktur. Albümü alın, sesi sonuna kadar açın ve İstanbul’a gelen yabancı arkadaşlarınıza şöyle deyin: ‘’Burada böyle müzik yapılıyor, nasıl buldun?’’

29 Şubat 2012 Çarşamba

POND / Beard, Wives, Denim





Son albümü ‘Innerspeaker’ ile tanınan Avustralyalı psychedelic pop grubu Tame Impala’dan bildiğimiz Jay Watson ve Nick Albrook’un ikinci grubu olarak tanınan Pond, 6 Mart’ta ilk albümünü piyasalara çıkarıyor. Önümüzdeki aylarda Avustralya’da turneye çıkacak olan Pond, büyük ihtimalle Haziran döneminde “dinlenmeye çekilip” Tame Impala için projelerini arttıracak.

Biçimsiz ve yankılı gitar tınıları albüm hakkında anında fikir veriyor. Boğuk ve melodi içinde melodi barındıran ses akustiğini kuvvetli bir şekilde “havada dağılan” vokaliyle tamamlayan Pond, 2012’de adını duyacağımız gruplar arasında yerini aldı. Açılış parçası ‘Fantastic Explosion of Time’ ile 60’ ortalarına tekabül eden İngiliz gruplarından ciddi ilhamlar almışa benzeyen topluluk, ‘Mysteries’ parçasıyla da iddiasını gösteriyor.

2008’de myspace sitesinden tanımaya başladığımız grubun diğer elemanları Joseph Orion Mc Jam, Paisley Adams ve Wiry B. Buddha, Avustralya’nın belirli bir zümresine hitap eden ‘underground’ müziğiyle tanındı. Tame Impala’nın ani ve beklenmedik çıkışı, zaten avuç kadar müzisyenin “kulak benzerliği” ve arkadaş ortamının desteği arasında kendini farklı ve yeni projelere bıraktı, şimdilik.

Beraber çalışmak ve müzik alış verişinde bulunmak kaçınılmaz göründü. Maddi destek ve reklam geliri bakımından görevi üstlenmiş olan spinningtopmusic.com sitesi, şu günlerde epey yoğun görünüyor. Avustralya’nın son beş senede dünyaya tanıtmaya başlattığı psychedelic pop grupları, önünü alamayan bir hızla dikkatleri üstünde toplamaya başladı. Bir başka progressive / psychedelic topluluk olan The Laurels ile turneye çıkacak olmaları heyecan verici.

16 Şubat 2012 Perşembe

The Black Keys / El Camino



Aileler hafta sonu için evleri terk ettiklerinde, günler öncesinden planlanan “kayıt günleri” için toplanan iki çocuk, birkaç saat içinde garajda duran fazlalıkları dışarı çıkarıp ortalığı toplar. Önlerindeki iki günde dünyayı değiştirmek, kafaları karıştırmak, gürültü yapmak ve her şeyden önce, bir müzik grubu olmak için girecekleri amansız yolculuk başlamak üzeredir. Her şeyi çok iyi biliyor gibidirler, bir yandan da hiç bir şeyden haberleri yoktur. Küçücük garaja sığdırdıkları malzemeleri, uzun ve sessiz gecelerin bekleyişi gibidir. Önü boş özgür bir alanda başlayan davul ve elektrogitar ritimleri, garaj müziğinin sonu gelmez macerasını başlatır. 2001 senesinden beri çalan ve yedinci albümlerini çıkaran the Black Keys, Danger Mouse’un ortak çalışmasıyla beraber garage, rockabily ve blues müziğini dansla tanıştırdı.


Dan Auerbach ve Patrick Carney, geçen hafta NME’e yaptığı açıklamada “geç gelen şöhretin” sinir bozucu olduğunu belirtti. Doğrudur, El Camino albümünün piyasalara sürülmesinden bir hafta sonra US Billboard 200 listesine 2 numaradan ve Lonely Boy parçasıyla İngiltere ve ABD’da 1 numaradan giriş yapıp yerini koruyan the Black Keys, bunun nedenini dinleyiciye sordu. Bu zamana kadar neredeydiniz?

“Sadık” dinleyicisine karşı beklenileni tam olarak veremediğini yazan Rolling Stone ise, Şubat ortalarında kapak konusu yaptıkları Black Keys hakkında detaylı bir haber yazdı. Sadık ile “mainstream” dinleyici arasında bölünen(!) kitlenin şikâyet ve beğeni ifadelerinin orta bir yol çizmemesi, El Camino albümünün “gürültüsünü” ve “başarısını” ortaya koymaktadır.

Hakkında konuştuğumuz “şöhret hikâyesi” bir albümle gelen başarının tohumları değildir. Birkaç sene öncesinde duvarlarda Sex Pistols ve White Stripes posterleri olan köhne ve punk barların playlistlerinde duran Black Keys, son aylarda yerini başka yerlere de bırakmaya başladı. El ele tutuşan kızlar, tokalarını üçüncü parçadan sonra çıkarıp kafalarını yukarıya doğru çıkarırken, Dan Auerbach alçakgönüllü tavrıyla sağ elini havaya kaldırıp penasını yavaşça gitarına değdirip spot ışıklarını sahneye getirdi. Rock müzik, dans edince bir başka güzeldi.

The Black Keys / Gold On The Ceiling


El Camino, diğer albümlere nazaran ( “Nova Baby”, “Mind Eraser”, “Stop Stop” ) daha keskin çizgilerle indie türüne yakın parçalarla çıkıyor karşımıza ve insanlar uzun bir süre sonra Black Keys dinlerken kendilerini dans ederken buluyor. Bu şaşırtıcı bir şey, çünkü Hendrixvari gitar ve sert davullarla ortak bir paydada birleşen ikili, “ilk ve son kez” beraber çalıştıkları Danger Mouse’un katkısıyla ortaya dans edilebilir bir rock müzik sundu. “Sadık” dinleyicisini son albümde kaybetmesi doğal olduğu kadar gereği olmayan bir mücadeledir. “Gold On the Ceiling”, “Little Black Submarines” ve “Mind Eraser” gibi parçalar, Black Keys ikilisinin ilk albümlerini anımsatıyor: Hikâye içinde hikâye üreten vokali olgun ve doğru yerlerde karşılayan elektrogitar ve Patrick Carney’nin tamamlayıcı – gazı veren – davul atakları, uzun vadede bu adamları sevmemizin asıl sebeplerinden bir tanesi gibime geliyor.

“Lonely Boy” çılgınlığı ise, tam da ihtiyacımızın olduğu bir parça olarak çıktı karşımıza: Müziğe göre dudak ve vücut hareketlerini uydurtan, dans etmeye karşı duyulan yoğun arzunun tuhaf bir şekilde hiçbir zaman doygunluğa ulaşamama fikri, bize, günümüzün Pulp Fiction ve Saturday Night Fever dansını bir kez daha sundu. Klip tek bir çekimde gerçekleşti, Derrick T. doğaçlama dans etti ve ardından internete viral olarak sunuldu, bir gecede 400,000 kez seyredildi. 2011’e veda ederken, Black Keys yılın en iyilerine girmiş oldu.

The Black Keys / Lonely Boy

Noel Gallagher’s High Flying Birds



On beş senelik Oasis rüyası, diğer günlerden hiçbir farkı olmayan bir gecede, Liam Gallagher’ın V Festivali’nde konser öncesi Noel’la yaşadığı kavgayla sona ermiş, yerini soğuk ve derin bir sessizlik almıştı. Rock müziğinin derinliklerinde beslenen, öznesini bir Adaya kapanmış kültüründe bulan ve alçakgönüllü tavrından çok uzak bir yerlerde durmayı alışkanlık edinmiş 90’ların İngiliz grupları, uzun bir süreliğine, “sahip oldukları” coğrafyanın sınırları içerisinde kalarak sıkıcı (!) hayatlarını tuhaf bir şekilde Sex, Drugs & RocknRoll üçgenine uydurdu ve geniş bir kitleye seslendi. Bunların öncü isimlerinden biri olan Oasis, patlayan flaşlar, magazin haberleri, sahne arkası dedikoduları ve çıkarılan yeni albümler arasında buharlaştı, kayboldu ve ortalıktan bir süreliğine yok oldu.

Ancak geri dönüş çabuk gerçekleşti: Gallagher kardeşleri artık kendi yolundan gidecekti. Liam Gallagher, zaman kaybetmeden üç Oasis elemanını yanına aldı ve kendi deyişiyle “60’lardan beslenen en iyi grubuz” açıklamasıyla Beady Eye adı altında ‘Different Gear, Still Speeding’ albümünü çıkarttı. Öte yandan, ağabey Noel Gallagher da çok geçmeden stüdyo albümü hazırlıklarına başladı. Basında sızan “kimleri bir araya getiriyor?” sorusu çok merak edildi. Basın toplantıları, albüm afişleri ve röportajlar arasında 17 Ekim’de albüm piyasalara sürüldü.



Grubun ilginç kadrosu anında dikkat çekti. Oasis’ta uzun süreliğine piyano çalan Mike Rowe, ‘The Lemon Trees’ grubundan bildiğimiz davulcu Jeremy Stacey, ‘The Zutons’ta bas çalan Russell Pritchard, gitarist Tim Smith ve merkezde şarkı başına gitar değiştiren Noel Gallagher: Birbirine Rock ve Folk-Country öğeleriyle bağlanan, Psychedelic tınılarını çekinmeden parçalara dâhil eden ve Oasis’ta özlem duyduğumuz şarkı sözleriyle dinleyiciye adeta bir ‘kulak festivali’ sunan Noel Gallagher ve Yüksek Uçan Kuşları, aynı zamanda alçakgönüllü ama iddialı duruşuyla kısa zamanda dinleyicisinin kalbine girdi.

Albümün en dikkat çeken ve aynı zamanda piyasalara ‘hit single’ olarak sürülen ‘The Death of You and Me’ parçası, Oasis günlerinden alışık olmadığımız bir tercihle çıktı karşımıza. Noel’in kaypak sesi, tuhaf bir şekilde arka fona konulan ‘barok pop’ ile uyum içinde, parçanın son demlerinde kullanılan trompet ise ilginç.

Noel Gallagher / The Death of You and Me


Favoriler arasında gösterilen ‘If I Had A Gun’ parçası, Noel Gallagher’ın aynı zamanda bir söz yazarı olarak ne kadar iddialı olduğunu bir kez daha gösterdi. Rock ve Psychedelic tercihlerini dinleyicisine “iyi harmanlayarak” sunan Noel, duygusal yoğunluğu tadında bırakıyor ve belki de bu yüzden daha fazlasını istiyoruz.

Noel Gallagher / If I Had a Gun


Dans ve Rock türünün aynı anda kullanılabildiğini kanıtlayan parça “AKA…What a Life!” Noel’in kariyerinde pek sık rastlamadığımız bir tercih. “UK Indie” listesine üç numaradan giriş yapan parça, aynı zamanda üç hafta boyunca yerini korudu.

Dinleyici tarafında beklentiler kuşkusuz yüksek. Bu beklentilerin ne kadarı “Oasis özleminden” kaynaklanıyor tartışılır, ancak kendini belli eden bir tablo var: Noel Gallagher bundan sonra kariyerini farklı tabanlar ve tercihlerle ilerletecek. “Daha çok solo lazımdı” veya “Liam vokalde olsaydı daha iyi olurdu” gibi eleştiriler çok normal. Ancak unutulmaması gereken en önemli nokta, Noel’in on beş senelik yoğun kariyerinin belki de ‘olgunluk’ kısmına geçmesidir. “Klişe” ve “popüler” olana karşı duyulan haz ve ihtiyaç bundan sonra MP3 dosyalarından karşılanacak, çünkü Oasis’in sesini ve havasını Noel Gallagher’ın albümünde aramak hem yanlış, hem de zaman kaybı gibi geliyor bana. Yeni ve farklı şeylere yelken açmak, iki taraf için, hem müzisyene, hem de dinleyiciye lezzetli ve keyifli bir macera sunacaktır.