2 Kasım 2010 Salı

Düşük Bütçeli Filmlerin Dayanılmaz Güzelliği: The Diabolical Dr. Z, The Astro-Zombies, Hallucination Generation

Aynı anda içilen yüzlerce sigaranın dumanından ekranı görmekte zorlanan sinema seyircileri, henüz başlamamış filmin heyecanı ve beklentisi arasında yerlerine oturmaya çalışırken, bugün “Gelecek Program” olarak adlandırabileceğimiz fragmanları seyretmek üzeredir. Arka tarafta 35 mm makara film bandını düzeltmeye çalışan kafası güzel şapşal çocuk bile, biraz sonra karşılaşacağı fragmanlarından bihaberdir ve sinema sektöründe bulunmaktan mutludur. Bunun yanında, tuhaf ve anlaşılmaz şeyler oluyordur: Bir tür akımın getirdiği “uzun vadede sarhoş, üretken ve tüketen” bir yer altı kültürünün üst sınıflara hitap ettiği ve genellikle Uzay Çağı olarak başlayan hayal gücünün zorladığı sınırlara ulaşma çabası.



Fransız bir modelin sürdüğü mavi rujuna dikkatle bakan salondaki bütün erkekler, biraz sonra yiyeceği kıpkırmızı çileğin içinde kaybolarak arka fonda çalan pop şarkısını da fark edemeyecekti. Ya da minimal dekorun içine yerleştirilen uzay istasyonu tarzındaki salon bile umurlarında olmayacaktı, zira pikabın yanında bir Fransız psychedelic şarkısıyla kendini kaybederek dans eden kadını süzüp, kendilerini tuhaf fantezilerin içinde bulacaklardı.

Ama film bandı dönmeye devam ettikçe ve ekranın çeşitli yerlerinde oluşan karıncalanmalar arttıkça, asıl hadiseye yaklaşıldığının da farkına varılacaktı: Karşınızda The Diabolical Dr. Z isimli korku filmi!

İspanyol yönetmen Jesus Franco’nun 1961 senesinde çektiği kült filmi The Awful Dr. Orloff, belki de kariyeri açısından önünü açan film olarak görülebilir. 60’ların büyük bir bölümünü yaygın olan uzay merakına yoran ve bunun için çeşitli senaryolar yazdıran Franco’nun The Diabolical Dr. Z filmi de aynı uçuk kafaya girebilir. Ancak filmlerin düşük bütçeli olması, filmlerin kalitesiz ve bu yüzden belki de mükemmel olmasına sebep olmuştur. Zira bir dakikalık fragmanında Diabolic doktor ile Diabolic kızını tanıtan ve ardından “Uyarı! Bu film ancak sinirlerine hâkim olabilecek insanlar içindir!” uyarısını yarı reklam yarı merak uyandırtan taktiğiyle ayakta alkışlanmayı hak eden yüz filminden sadece bir tanesidir.

Amerikan bağımsız film yönetmeni Ted V. Mikels’ın 1968 senesinde çekmiş olduğu The Astro-Zombies filmi de aynı derecede düşük bütçeli, kalitesiz ve kült ötesidir. Gece-gündüz laboratuarında bir takım deneyler yapan çılgın bir profesör, insanüstü varlıklar yaratmak için buna elverişli insanları öldürtüp, onların yetenek ve algılarını kullanmaya çalışır. Uzun uğraşlar sonucu amacına ulaşır ancak sonuçlar beklenildiği gibi olmaz ve ortaya “korkunç yaratıklar” çıkar: The Astro-Zombies! Tabii ki insanları öldüren de güzel görünümlü bir kadındır, öldüreceği insanlara kur yapar. Ve bir şekilde acımasızca öldürdükten sonra onları profesöre getirir ve gereken deneyler yapılır.

Son olarak, gene 1966’da Edward Mann tarafından çekilen Hallucination Generation adlı film, konu ve senaryo açısından değil, daha ziyade böyle bir filmin neden yapıldığıyla ilgili ilginç. Şöyle düşünelim: Basın ve medya kitlelerinin henüz oturmuş bir düzende işlememesi yüzünden, Amerika ve dünyada dominant bir alt kültür haline gelen çeşitli Hippie kültürlerini bir çeşit “tanıtım” veya “kim bunlar, ne yapar, ne içer, ne düşünür” amaçlı bir film olarak görebiliriz. Fragmanından da görüleceği gibi, “Enjoy the Pill Party / Hap Partisinin Keyfini Çıkarın” veya “Do you know the taste of purple? / Mor renginin tadını bilir misin?” gibi toplumların muhafazakâr mecralarına ve henüz kendilerini bu girdabın içinde bulmaya başlayan gençlere seslenen Edward Mann’ın bu belgesel-filmi de izlemeye değer gibi görünüyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme