1 Kasım 2010 Pazartesi

Top 20 Rain

Hayatını ve ilişkilerini anlatma becerisinde bulunamayan, çeşitli “İlk 20, 10, 5” listelerine başvurarak derdini biraz olsun anlatmaya çalışan insanları severim. Daha ötesinde, konu ile yapılan listenin içeriği arasındaki gizli simetrinin ilişkisi de hoşuma gider. Listenin içeriği ne olursa olsun, konuya dair dolaylı bir şekilde fikir vermesi de eğlenceli bir şeydir. Bu yüzden çeşitli müzik ve edebiyat dergilerin bu tür listelere başvurması, gözümde daima bir tür “kaçamak” gibi gelmiştir: Makaleler yazılır, röportajlar yapılır, sempozyumlar düzenlenir, fikir çatışmaları sürmeye devam eder ama hiçbiri bir insanın kendi iradesiyle yaptığı listeleme yönteminin yerini alamaz. Bu bir iş değil, eğlencedir ve çok da güzeldir.

20) Simon and Garfunkel – Flowers Never Bend With The Rainfall (Columbia, 1966)
“Sevimli” ikili, henüz ilkokulda paylaştıkları “Alice in Wonderland” oyunuyla ebeveynlerin “uygunsuz” uyarısıyla dürtülmüş, 1957’de Tom & Jerry grubuyla liselerin balolarında şahit olunan rezil hikayelerin baş aktörleri olarak plak şirketlerinin dikkatini çekmiştir. 60’lara gelindiğinde, beklenen sabrın karşılığı fazlasıyla gelmiş ve “ikili” olarak takılmaya devam etmişlerdir. Flowers Never Bend With The Rainfall, belki de kaşarlanmanın bir hikâyesi olabilir miydi? Hiç sanmıyorum.

19) Peter, Paul & Mary – Early Morning Rain (Warner Bros., 1965)
Folk müzikte şahit olunan ve bir şekilde “oturmuşluk, sakinlik veya bir dur bakalım” kafasına girenlerin birkaç sene sonra kendilerini Chicago’nun sayılı caz kulüplerindeki siyahilerle caz çalarken bulması, “kusursuz trio” olarak yazılan Peter, Paul ve Mary’nin hikayesini daha da ilginç yapmıştır. Kalktım, dişlerimi fırçaladım ama işe gitmek istemiyorum. Pencereden dışarıya bakıyorum, hayat bir tuhaf ama şarkı güzel galiba…

18) The Guess Who – Rain Dance (RCA, 1971)
Crosby, Stills, Nash and Young ekibinin toplu vokal çerçevesi içerisinde yaydığı “iyi yapıldığı takdirde süper ama kötüyse, gerçekten ortamdan uzaklaşın” ifadesiyle başlayan bu rüzgarın bir “gizli parçası” olarak Rain Dance, iyidir.

17) Lou Christie – Lightning Strikes (Columbia, 1965)
60’ların “güzel suratlı, romantik çocuğu” Lou Christie, belki de vişneli kolasını içtikten sonra Jukebox’a doğru giden güzel bacaklı kızların kalbini çalabilmiş midir? Bence çalmıştır.

16) Janis Joplin – I Can’t Stand The Rain (Columbia, 1969)
Bu zamana kadar sayısız şarkıcının elinden geçen I Can’t Stand The Rain parçasını belki de bu listeye Janis Joplin adı altında koymak istemiş olmam, haritasız duruşu, inişi çıkışlı vokali ve parçaya seyirciye de dâhil etmesiyle normal süresinden çok daha uzun bir yolculuk etmiş olmasıyla açıklanabilirdi.

15) The Temptations – I Wish It Would Rain (Gordy, 1967)
Temptations ekibinin oldu olası iklimle kafayı biraz fazla bozmuş olduğunu düşünmüşümdür. I Got Sunshine On A Cloudy Day parçası gibi, dik duran ve 50’lilerin muhafazakâr ailelerinin çocuklarına verebilecekleri bir tür “tavsiye” havasında ilerleyen melankolik parça, iyidir!

14) Sir Douglas Quintet – The Rains Came (Smash, 1964)
Smash plak şirketinin nazlı cesareti ve birbirinden nefret eden iki prodüktörün kavgasına rağmen, Sir Douglas Quintet, bir tür “single” olarak çıkardıkları parçanın çok sonraları fazlasıyla dinleneceğini henüz bilmiyordu. Hiçbir zaman da bilemeyeceklerdi.

13) The Cascades – Rhythm of the Rain (Valiant, 1962)
Parçanın başına koydukları traji-komik yağmur efektiyle on üçüncü sıraya yerleşebileceğini düşünüyorum; zira yağmurun ritmi ne kadar çalınabilir veya bunun edebiyatı ne kadar yapılır bilemiyorum, ama bir “surf” grubu olarak, böyle bir sahneyi yaşadıklarından eminim.

12) Ray Charles – Come Rain or Come Shine (Atlantic, 1959)
1946’da Harold Arlen ve Johnny Mercer ortaklığıyla St. Louis Woman müzikali için yapılan parça, on üç sene sonra Ray Charles’ın sihirli parmaklarıyla tanışacaktı.

11) The Beatles – Rain (Parlophone, 1966)
Toplu vokallerin “laubali bir anlamda anlaşılmamasını istediğim” ama başarısız olduğunu düşündüğüm Rain parçası, gene de George Harrison’ın süzgecinden geçmediği anlamına gelmez. Britanya’nın bitmek bilmez yağmur törenleri, belki de kaçınılmaz olarak Beatles ekibine bu parçayı sunmuştur.

10) The Rolling Stones – Get Off My Cloud (London, 1965)
60’ların Londra’sına tekabül eden ve “renkli puantiyeli” olarak ifade edilen bu şehrin kaçınılmaz parçası: Hey you! Get Off My Cloud!

9) The Velvet Underground – Hey Mr. Rain (Verve, 1968)
Üçüncü albümleri “Peel Slowly and See”nin belki de en klasik parçalarından biri olan Hey Mr Rain, The Velvets’da şahit olunan ve yoğun LSD dalgasının yarattığı “bu şarkıda neler oluyor, ne olacak ve biz neredeyiz” kafasına girmek isteyenlerin başvuracağı en naif şarkısıdır. Tabi, bence.

8) Elvis Presley – All I Needed Was The Rain (RCA, 1967)
Vişneli kola içme modasının bitmesi, “Kral”ın romantik kafalara girmesini önlemedi, önleyemezdi. Gelenekçi-muhafazakâr ailelerin, çocuklarının önceki gece evden kaçtığını öğrendiklerinde, belki de bu parçayı dinlemeleri olağan bir şey olarak görülmeliydi.

7) The Blues Project – Little Rain (Elektra, 1968)
Blues üzerinden hem samimi, hem de endüstriyel bakımından başarılı sayılmak ne kadar inandırıcıdır bilemeyiz ama Blues Project tayfasının anlatacağı bir şeysi daima olduğu sürece, dinleyicisi onu dinlemeye hazırdır.

6) Jimi Hendrix – Still Raining, Still Shining (Reprise, 1968)
“Electric Ladyland” sarhoşluğuna kapılan milyonlarca insan, belki de bu parçanın çok ileride, Hendrix’in dominant parçaları tarafından kenara itilmiş olabildiğini anlayabilirler. Still Raining, Still Shining, Hendrix’in hem romantizm, hem de haritasız ve açıklanamaz duygularını bir çatı altında toplayabildiğini ve daha ötesinde, basit bir ifadeyle, bunun bir tür müzik türü tarafından geliştiğini görebilir.

5) Deep Purple – One More Rainy Day (Parlophone, 1968)
Birkaç gök gürültüsü ve orgla dinleyicisini karşılayan One More Rainy Day parçası, her ne kadar grubun kendisi için fazla naif bir şarkı olarak kaçtığını düşünsem de, Shades of Deep Purple albümünün seneler geçtikçe önem kazandığını hesaba katmamız gerekir.


4) Creedence Clearwater Revival – Have You Ever Seen The Rain (Fantasy, 1970)
Senelerdir CCR’da alışık olduğumuz “yaramaz adamlar iş başında” havasına girmemiz, belki de üstü açık bir arabaya yağmurun yağdığını bilerek binmek gibi bir şey olarak görülmeliydi. John Fogerty’nin “yırtık sesine” gene “naif” olarak tanımlamak zorunda kaldığım ekibinden keyif alabilmek için, tekrar ve tekrar arkamıza dönüp bu adamları dinlememiz gerekir.

3) Bj Thomas – Raindrops Keep Falling On My Head (Scepter, 1970)
Raindrops Keep Falling On My Head, belki de bir kızla / erkekle gittiğiniz sinemada, çaktırmadan atılan kolun bir tür işitsel ifadesi olarak görüldü. Hamile kalan veya “Ben ne yaptım!” durumuna oldukça fazla giren bir kuşağın, parçayı başka şekilde algılayamaması durumuydu belki de. Bunun için üçüncü sırayı, fazlasıyla hak ettiğini düşünüyorum.

2) Led Zeppelin – The Rain Song (Atlantic, 1973)
Led Zeppelin, her günü, parçası ve albümü başka bir sürpriz sunan, yedikçe yenilen, dinledikçe dinlenilen, doyumsuz kuşağın doyumsuz romantizmine en “derinden” giren Page-Plant ikilisinin, neden senelerdir Heavy Metal, Blues ve Psychedelic üçlemesi etrafında döndüğünü de anlatır gibiydi. Ama dediğim gibi, her parça başka bir sürprizse, The Rain Song, gene başka bir yere götürmüştü beni.

1) The Doors – Riders On The Storm (Elektra, 1971)
Yaklaşık beş sene boyunca The Doors’un prodüktörlüğünü yapmış olan Jack Holzman’ın anlaşılmaz zekâsı sayesinde şekillenen albümlerin meyvelerini yeme zamanıydı: “Benden bu kadar!” restini çektikten sonra, Ray Manzarek’in bir tür panik haliyle yerine getirilen Bruce Botnick, “Light My Fire” parçasında yapılan uygulamayı tersine çevirerek, “Uzunsa uzun, ne yapalım!” isyanıyla yedi dakikalık kaydını koydurtmuştur. Manzarek’in piyanosu ve Jim Morrison’ın vokali arasında gidip gelen bu yağmur damlaları, uzun senelerdir ne tür bir havada dinlenirse dinlensin, The Doors hakkında fikir veren en iyi parçadır ve kalmaya da devam edecektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme