8 Mayıs 2010 Cumartesi

Crown of Creation



Toplumsal olayların tuhaf bir şekilde kesişmesi beni oldu olası heyecanlandırmıştır; bir yerde savaş çıkar, beklemediğiniz bir yerde karşınıza savaş karşıtı bir reklam çıkar, sonra bakarsınız bambaşka bir yerde başka tarafa muhalif olmuş başka bir eylem çıkar ve bir süre sonra fark edersiniz ki bütün bir cereyanın etrafında oluşmuş bir dairenin parçası olmuşsunuzdur. Ve her şeyden öte, bilinmelidir ki, bir tarafa muhalefet olmanın en etkin yolu sesinizi yükseltmek değil, doğru zamanda doğru yere çıkıp sözlerinizi söylemenizdir. Çünkü insanlar eskisi gibi aptal değil, dahası, korkutucu şekilde kurnaz ve zeki bir toplumun karşısında sözlerinizle tutunabilmenin belki de tek yolu onları ikna etmek, gerçekten ağzınızdan çıkanın bir yerlere varıp varmadığını tartıp özeleştiri buyuran ifadelerle bir “tartışma ortamı” yaratabilmektir. 1968 senesi neden seneler sonra bu kadar göze çarpan bir sene olmayı başarmıştır veya neden halen annelerimizin kuşağına dönüp baktığımızda “bugünü” eleştiren yorumlarda bulunmayı ihtiyaç duyuyoruz? Sizce bu giriş paragrafın çıkış yolu nerede?

Sanırım anlatmaya çalıştığım şey, yoluna sarhoş bir şekilde çıkıp yolun sonunda ayılmaktan korkanların hikâyesidir. Şayet müzisyen değilseniz ve kendinizi ayık bir halde yakalamaktan korkuyorsanız, en kötü ihtimal bir plak dükkânına girer, gecenizi kurtaracak bir plak alır ve bu hikâyenin nerede biteceğini düşünebilirsiniz. Ama arkanızda milyonlarca insanın nefesini omuzlarınızda duyuyor ve ertesi gece için bir sirk gecesi düzenleyecekseniz, sorumluluktan öte bir yere tekabül eden konumunuzla hesaplaşmak sanırım daha zor bir şey. 68’ Eylül’ünde çıkan dördüncü albüm Crown of Creation’a belki de biraz böyle bakmak lazım.

Eğri oturup doğru konuşalım; Somebody To Love ve White Rabbit gibi parçaların bir nevi mirasıyla baş etmek kolay değil, dönemi, toplumu ve akımı ele alarak değerlendirelim, beklentilerin sonu gelmemektedir. Ve işin asıl “koyan” durumu, zaman su gibi akıp gitmektedir, Vietnam savaşının anlamsızlığının gölgeleri kendini başka yerlere bırakırken ve bir müzisyen olarak konumunuz gittikçe “özgür bir bölgenin dışına taşarken” evde oturup yarın insanlara neler diyeceğinizi düşünerek geçirmek de bir “Rock Star” hayalinin maalesef gerçekçi boyutudur ( Bob Dylan’ın başarısı biraz da buradan geliyor sanırım )

Kısa bir ifadeyle: Crown of Creation, Jefferson Airplane’in “hit” üç albümünden sonra inatla psychedelic akımına bağlı kalacaklarının toplamıdır. Diğer albümlerden daha “gerçekçi olmaması” biraz grup elemanlarının yelkenlerini suya indirmesiydi ama halen sadık kaldıklarını ve koca bir mensubun sembolik idolü olarak sahnede kalacaklarının bir tür göstergesiydi. Jefferson Airplane’in “özgür bölgeden taşıp” halen dinlenilmesinin bir başka nedeni de budur: Aman aman çalmak yerine, kendini zamanla daha sembolik bir anlama iten bir imajın sesi olmalarıdır.

68’ yazının sonunda Jack Cassady LSD almıştır ve çıplak bir halde sahilde yakalanıp tutuklanmıştır, Spencer Dryden otuzuna gelmiştir, Paul Kantner yazmaya devam ediyordur ve Grace Slick halen beyaz tavşanın peşinde son sürat koşmaktadır. Bir noktadan sonra hikâyenin renkleri tabii ki değişecektir ve albümünüzü bu renklerin ışığında çıkaracak ve ardından dinleyici kitlenizle karşı karşıya oturup nasıl olduklarını soracaksınız. Crown of Creation aslında çoktan patlamış bir bombanın gölgeleridir ama “özgür bölge” dediğim bu “kıyak” durum sizin istediğiniz zamanda kitlenizin “hazır ol” konumuna sokmanıza bir araç görevi yapmaktadır.

İşte, albümün birinci kısmı, ilk parçası “Lather”: Sakin, usul, yelkenlerini indirmeye hazır bir kuşağın sesleridir. Söylentiler doğrudur, Spencer Dryden’in otuz yaşına gelmesi ve bir şekilde “Ulan bazı şeyler acaba eskisi gibi değil mi,” sorgulaması başlamıştır. Parçanın bazı yerlerinin arka kısmına konulan helikopter ve bomba sesleri biraz da işin şımarıklığıdır. Airplane’in vazgeçemediği “psychedelic süslemelere” bol bol rastlarız.

Albümün sakinliği ikinci parçada da devam etmektedir; “In Time”, Paul Kantner ve Marty Balin’in beraber söylediği ve Grace Slick’in nakarat kısmında eşlik ettiği “klasik bir Jefferson Airplane parçasıdır”.

Üçüncü parça “Triad” Jefferson Airplane’in daha iyi bir “background” ile çalması halinde ne kadar daha başarılı olabileceklerinin en iyi kanıtıdır. Zira parça, The Byrds ile çaldığı döneme tekabül eden David Crosby’nin yazdığı bir şarkıdır ve Jefferson Airplane bu parçayı albüme koyarak başarılı bir şekilde yorumlamıştır.

Dördüncü parça “Star Track” biraz olsun albüme hız vermektedir, biraz blues, biraz uzatmalı rifflerle gene Airplane’da tanık olduğumuz karakteristik özelliklere şahit oluruz.

Altıncı “parça” “Chushingura” tıpkı ilk albümde yer verdikleri gibi, gene enstrümantal bir yorum denenmiş. Psychedelism her şeyden daha üstündür.
Ve belki de albümün en başarılı parçalarından biri “If You Feel” dinleyiciyi parçayla beraber bilinmeyen biri yere götüren ve gerçekten keyif veren bir parçadır. Sade, basit ve öz Airplane yorumu vardır; biraz da bundan bahsediyorum sanırım, çok abartmadan, dördüncü albüm olmasının getirdiği bir yük olmadan, kendileri gibi çaldıkları zaman aslında ne kadar güzel parçalar çıkabildiğine tanık oluruz.

Toparlayacak olursak, Crown of Creation bir anlamda Volunteers albümüne hazırlık aşaması konumunda bulunmakla beraber, bir tür “geçiş” albümüdür. Maddi açıdan çıkartılmış bir albüm demek çok yanlış olur, zira akla gelir, çünkü “Crown of Creation” parçasındaki gibi bir “duygusal harita olmadan” çaldıkları parçalar yoktur ve hepimiz Jefferson Airplane ile böyle tanıştık.

Sanırım zaman geçtikçe Alice düştüğü çukurun sonunu görmeye başlamıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme