6 Haziran 2010 Pazar

Record Collector: The Shag / The Trashmen / The Amboy Dukes

Son eve kapanma dönemi. Bir haftadır kesilmeyen sakallar. Aynı şort, aynı gömlek, aynı kahve, aynı sigara. Ara sıra balkona çıkmaca. Yağmuru izlemece. Riders on the storm. Haziran, iki bin on. Televizyonda dünya kupası hazırlık maçları, Başbakan’ın taktığı üç boyutlu gözlük, İsrail, aynı gemideyiz, ayrı kafalardayız. Gazete başlıkları. Biraz Sezyum, biraz Atkaya, Pelin Batu’nun Bob Dylan yazısı ve mutfağa gidip bu işlerden vazgeçme isteğiyle mücadele etmece. Ve her şeyin sebep olmasına yol açan o korkunç Record Collector dergisinin internet sitesi.

Sitede bugüne kadar çıkmış bütün sayıların arşivine ulaşmak mümkün. Acı bir kahve pişirip sitenin içine balıklama atlamaca, arşivlerin içinde biraz kaybolmaca ve çıktıktan sonra derin bir nefesle surata en soğuğundan su serpmece.

60’ ortalarında çalan garage grupların sabit bass ve sabit elektrogitarla oldu olası dinleyiciyi bir şekilde hipnotize ettiği aşikâr bir durumdur. Şarkı nasıl başlarsa, genellikle aynı “hip” çizgide kalmaya çalışarak dinleyicinin kulağına bir tür derin orgazm yöneltir. Bu tür şarkılar patates cipsi gibidir: “Sadece bir tane alayım,” demekle başlayıp, kendinizi yarım saat sonra bütün paketi yerken bulmak gibidir.

Şarkıyı dinledikçe, dinmeyen açlığı onu daha fazla dinlemekle atılan okun geri dönülemez durumundan bahsediyorum.

The Shag(s) bir underrated grubu olarak bilinen ve psychedelic ile garage rock müziğinin en tehlikeli sularında yüzmeyi seven Wisconsin’li delilerdir. Göz bebekleriniz fıldır fıldır üç yüz altmış derece dönerken dinlediğiniz “Stop and Listen” parçası akıllara ziyan bir hipnotizm etkisi yaratır. Tıpkı 13th Floor Elevators gibi, kendi psychedelic haritasını kendi “buluşlarıyla” şekil verirler parçalarına. 66’da Rolling Stone dergisine verdikleri röportajda, parçayı bir gün bir konserde üst üste 5 defa (uzun versiyonuyla) çaldıklarını söylemişler. Bu da bana bir anlamda cevap niteliğindeydi.



Bir başka parça The Trashmen’in Surfin’ Bird parçası. Surf ve garage rock’un açılış sayfası, vokal Dal Wilson’ın tuhaf bir şekilde “acı ve metalik” bir tat bırakan sesiyle Bird’s the word / Bird’s the word / papa-ooma mow mow, papa-ooma mow mow demesini kesintisiz iki saat dinlemek on bardak kahve etkisi yaratıyor.

Aralarından en naifiymiş gibi gözüken The Amboy Dukes’un “Baby Please Don’t Go” parçası da sayko style bir bass girişiyle dinleyiciyi parçaya hazırlatır ve ok yaydan çıkar: Parça boyunca sabit bassın ağırlığını kulaklarınızda bangır bangır hissedersiniz ve parça bittiğinde onu bir daha, bir daha ve bir daha istersiniz.



Bu yükü üzerimden atmış biri olarak, onları bir daha ne zaman dinlerim bilmiyorum.
Ama bu gece dinlemeyeceğimi biliyorum.
Akıllı olun, 60’lara takılmayın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme